Sponsor

24 Ağustos 2019 Cumartesi

Kimse Dokunamaz Bizim Suçsuzluğumuza – Cansu Eski


Sessizliğin ortak olmak olduğunu bilmez mi sıranın kendisine gelmesini bekleyenler, ses çıkarmak için. Sıra gelmeyecek olsa dahi, haksızlığa karşı tek ses olma zorunluluğumuz yok mudur? Zulüm, haksızlık, eşitsizlik midir Kürt’e reva görülen? Daha mı değerlidir İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de yaşayanın iradesi? Gözsüz, kulaksız, dilsiz mi olacağız? Sessizliğin ürperticiliği yakmaz mı bizi?

Fotoğraf: Beritan Canözer | Jin News

“Diyarbakır, Mardin ve Van’da seçilmiş olan Belediye Eşbaşkanlarının yerine kayyum atandı. Toplam 418 kişi gözaltına alındı.”
“1980 yılında gözaltında kaybedilen oğlu Hayrettin Eren’i arayan Elmas Eren’i kaybettik.”
“Ayşegül Tözeren gece yarısı evine yapılan baskınla gözaltına alındı. Gerekçe söylenmiyor. 24 saat avukat görüşüne dair kısıtlılık kararı var.”
“İzmir’de orman yangını günlerdir sürüyor.”
Katran karası haberleri okuyoruz günlerdir. Gördükçe, duydukça bilenen öfkemize tanıklığın utancı ekleniyor.
Gözümüzün önünde Elmas annenin acıyla, öfkeyle, dirençle bakan gözleri. Ellerinde oğlunun fotoğrafıyla, duruşu zalimlere karşı, kararlılıkla. Devlet şiddetinin en yakıcı haliyle kalsa da karşı karşıya; direnmesi zulme, durması karanlığın karşısında tüm ışığıyla. “Ben oğlumu kaybettim, siz insanlığınızı kaybetmeyin” sözleri, belki de hiç insanlığını bulamayacaklara.
Hissediyoruz sıcaklığını, alev alev yanıyoruz biz de yanan tüm canlarla. Yanıp küle dönen her ağacın, soluğu kesilen her canın utancı yerleşiyor içimize. Acılar yalnızca insanlar için değil bu coğrafyada.  Gözümüzün önünde hepsi. Kazındı hafızalara.
Pir-ü pak olmadı bu ülke hiçbir zaman. Acıyla, öfkeyle, kayıpla, adaletsizlikle, binbir keşmekeşle açtığımız gözümüzü, çok oldu. Tıpkı açtığımız gibi Ağustos’un 19’una gözümüzü, bir siyasi darbeyle. Diyarbakır, Van, Mardin Belediyelerine atanan kayyımlarla, polis kuşatmasında. Gasp edilen iradesi halkın, yankılandı ülkenin her sokağında, girdi tüm evlerin içine, kazındı tek tek tüm hafızalara “Bizim oyumuz haram olsun! Zehir zıkkım olsun!” çığlığıyla. Adaletsizliğe, hukuksuzluğa karşı iradesine sahip çıkması halkın, büyüterek direnişi, terk etmemesi sokağı. Polis saldırısı sonra, biber gazı, plastik mermiler, işkenceler, gözaltılar… Hepsi çok tanıdık, hepsi kazındı hafızalara.
Saray’ında oturduğu koltuk sallantıda olan, kayyım yoluyla almaya çalışıyor kaybettiği belediyeleri. İradesine, onuruna sahip çıkanlar tarihin çöplüğüne gömecek bu zihniyeti.
Biliriz biz kayyımları. Hırsızlıklarıyla, yolsuzluklarıyla, israflarıyla, bıraktıkları trilyonlarca borçla biliriz. Kapatılan kadın birimlerinden ve dayanışma merkezlerinden biliriz. Kadın emeğine, mücadelesine, özgürlüğüne, kazanımlarına saldırılarıyla biliriz. Kadınların başka bir dünya kurma umuduna darbeleriyle biliriz. Sanata düşmanlıklarına, doğaya düşmanlıklarına, güzele dair ne varsa düşmanlıklarına tanığızdır.
“Bugün bu gidişatı durduramazsak yarın bu çemberin içine herkes girer. Sessizliğinizi bozun.” sözlerinin ağırlığı var üstümüzde. Sessizliğin ortak olmak olduğunu bilmez mi sıranın kendisine gelmesini bekleyenler, ses çıkarmak için. Sıra gelmeyecek olsa dahi, haksızlığa karşı tek ses olma zorunluluğumuz yok mudur? Zulüm, haksızlık, eşitsizlik midir Kürt’e reva görülen? Daha mı değerlidir İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de yaşayanın iradesi? Gözsüz, kulaksız, dilsiz mi olacağız? Sessizliğin ürperticiliği yakmaz mı bizi?
“Demokratik sistemin ruhuna aykırı” dedi kayyımlar için; Sur, Cizre, Silvan, Nusaybin yakılırken başbakan olan. Oylarımızın helal oy olmadığını söyledi sonra birileri, çünkü kendi oylarıydı yalnızca helal olan. İkiyüzlülükleri, vicdansızlıkları kazındı hafızalara.
Göz önünde her şey, çırılçıplak, fışkırıyor gerçekler. Çaresizlik, çıkışsızlık sonucu saldıran iktidara, coğrafyanın kader olduğunu söyleyenlere inatçı direncimizle cevap vereceğiz. Tarihten biliyoruz; son sözü söyleyen de dünyayı güzelleştiren de direnenler olmuştur her zaman.
Giderayak altında kalacakları enkazları yaratanlar bilsin; biz, halkız. Milyonlarcayız. “Ne kırlarda direnen çiçekler, ne kentlerde devleşen öfkeler” elveda demeyecekler. Yeryüzünü aşkın yüzü kılacağımız yollar engebeli, zorlu, kayıplı da olsa biz o yolu yürüyeceğiz, omuz omuza, hakikatin peşinde. Göğün kucağına gidenlerin ardından bakarak göğe, yollayacağız selamımızı.
Bağrımıza bastığımız taşları oynatacağız yerinden. O taşlarla döşeyeceğiz bütün halklarca, beraber yaşayacağımız günlerin yolunu. Ve o taşlar yıkacak sarayınızı. Altında kalacaksınız. “İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz.”
Gökyüzüne hasret olanlara bin selamla.
*Bu yazı karsimahalle.org'da yayınlanmıştır.