Sponsor

19 Temmuz 2018 Perşembe

Shakira Konserinin Sahne Arkası ve Düşündürdükleri *Doğan Can



Geçtiğimiz hafta dünyaca ünlü bir pop-star'ın konseri oldu. Eh, sanatçı dünyaca ünlü olunca konseri de diğer konserlere göre oldukça büyük ve geniş çaplıydı. Pazar günkü konserden bugüne kadar Shakira’nın dansı ve sesi üzerine çok şey yazılıp çizildi. Elbette bu yazılar magazinsel olmanın ötesine geçemedi. Benim de bu yazıyla Shakira'nın sahne performansından filan bahsedeceğim zannedilebilir. Fakat ben Shakira’nın konsere gelenleri nasıl 'coşturduğuna' değinmek yahut sahnedeki performansını anlatmaktan ziyade konserdeki genel izlenimlerimi anlatmak istiyorum. Öncelikle belirtmem gerekiyor ki konsere seyirci olarak değil, çalışan olarak gitmiştim. Dolayısıyla size bu aktaracaklarım bir seyircinin izlenimlerinden ziyade yaz tatilini çalışarak geçirmek zorunda kalan bir üniversite öğrencisinin gözünden olacak.

Yukarıda konserin oldukça büyük olduğundan bahsetmiştim. Konser büyük olunca organizasyonu büyük, çalışanları da bir o kadar fazlaydı. Akşam saat 21:30'da başlayacak konser için öğlen saatleriyle  birlikte  yüzlerce işçi, özel güvenlik bir de bir miktar devlet güvenlik güçleri yığılmıştı konser alanına. İşçi dediğime  bakmayın, önemli bir kısmı öğrenci bu işçilerin. Gerçek işleri henüz yok. Sermayedarların, işçileri her gün düzenli olarak çalıştırmak yerine işlerin yoğun olduğu günlerde günü birlik/ part-time çalıştırıp ve yine ayın otuz günü para vermek yerine bir günlük parasını verdiği taşeron işçilerin önemli bir kısmını oluşturuyor öğrenciler. Dolayısıyla alan günübirlik çalışan epey öğrenci ve özel güvenlik görevlisiyle doluydu. Sözde o an çalışıyorduk fakat toplumsal üretime katkımız yoktu. Güneşin altında konser saatinin yaklaşmasını, akşam konseri izlemeye gelecek insanların gelmesini bekledik uzunca bir süre. Zaman geçmek bilmiyordu. O sıralar konser alanının farklı bölümlerinde çeşitli alanlarda görev alacak ekipler oluşturuluyordu. Asıl mesele de burada başlıyor. Alan dörde bölünmüştü: Diamond Circle, Golden Circle, Saha İçi ve Tribünler. Diamond bölümü en zenginlerin girdikleri, Shakira’ya en yakın alan. Hemen ardındaki Golden bölümü çok zengin olmayan ama orta sınıfın girebildiği  alan. Golden’ın da hemen arkasında Saha İçi bölümü yer alıyordu. En ucuz biletlere sahip olanlara ayrılmış bölüm ise, Tribünler. En zengininden en az zenginine kadar herkese yer vardı bu konserde. "Kimse üzülmesin" diye parası az olan insanlara da göz kırpıyordu bu konser, anlayacağınız. Tabi herkes parası kadar eder, parası doğrultusunda konumlanır konser alanında. Ne kadar çok paran varsa o kadar yakından görebilirsin Shakira’yı. Alan dörde bölünmüştü ama bir de Loca denilen, tribünlerin üst kısmında bulunan ve sınırlı sayıda kodaman zenginlerin girdiği bir alan daha vardı. Ama sahip olduğu ayrıcalıklar ve lüks tüketimleri açısından onu diğer dört alana dahil etmeyi gerekli görmedim.

Evet, nerde kalmıştık? Nihayet beklenen saat geldi. Saat 18:00'da kapılar açıldı ve akabinde akın akın insanlar konser alanına doğru girmeye başladı. Benim dahil olduğum grup, biletleri kontrol eden gruptu. Bizim kontrolünü yaptığımız biletler de en pahalı biletlerdi. Bilet kontrollerini yaptığımız  sırada sabahtan beri yemek yememiş olan bizler açlıktan kırılıyorduk. Neyse ki çok sürmeden simit imdadımıza yetişti. Onu da dönüşümlü yiyorduk ki 'iş' aksamasın. Ben kenarda bir liralık simit yerken, önümden konserde çılgınlar gibi eğlenmeye gelmiş, giyim kuşamından zenginlik akan insanlar geçiyordu. Tabii bir bilete 1300 lira verdikleri için onlara konserdeki en ayrıcalıklı grup olarak davranılacağını düşünmelerinin rahatlığı da görülebiliyordu.

Şöyle bir baktım, aramızdaki fark ne diye. Bir müddet düşündüm ve sonuç olarak hiçbir şey bulamadım. Benden farklı özellikleri yoktu. Ama Diamond bölümünden satın alınmış bir biletin parası 15 çalışanın günlük ücretini karşılamaya yetiyor da artıyordu bile! Aslında bizim üretmiş olduğumuz artı değer başta Shakira olmak üzere, organizasyon şirketinin patronunu, konser alanının mülkiyetine sahip patronu ve bunlar gibi bir dizi patronu ve onların altında çalışan müdür/ceo'ları zengin ediyordu. Saatler ilerledikçe polislerin bütün yakın çevresini, kimi savcıların yahut devlet içerisinde hiyerarşik olarak yüksek mertebede yetkili olanların konsere ücretsiz geçirilmesine şahit oluyorduk. Bizim açımızdan ücretsiz geçip geçmemelerinin bir mahsuru yoktu fakat bu ücretsiz geçen devlet personelleri ve yakınlarının, organizasyon sahipleri ile kurmuş oldukları bu tarz ilişkiler beni  bir miktar düşündürdü. Bu ilişkilerin karşılıklı olduğunu elbette biliyoruz. Hiçbir ücret ödemeden geçmiş olan memurların buna karşılık yarın öbür gün bu patronların sorunlarını devlet içerisindeki yetkilerini kullanarak bir şekilde çözeceklerdir ya da çözüyorlardır zaten, kim bilebilir?

Bu kadar zenginden bahsetmişken yoksulların da konserdeki durumunu konuşmak lazım gelir tabii. Onların da bir rolü vardı. Shakira konserine gelebilecek kadar zengin olanlar konser alanına girerken alanın dışında da mesaileri çok daha önceden başlamış, varoşlardan gelip kendine ekmek parası çıkartmaya çalışan onlarca emekçi insan vardı. Su, simit, Shakira t-shirtleri gibi şeyler satarak evlerine ekmek götürmek için çabalıyorlardı. Aslında onlar ile aramızda temel bir fark vardı. Bizler güvenceliydik, günlük de olsa sigortamız yapılmıştı. Onlarsa 'kendi işlerinin patronu'ydular, kendi olanaklarını kendileri yaratıyorlardı. O gün konser alanı ve çevresinde bulunanlara uzaktan baktığımızda sınıfsal ayrımların çok belirgin olduğunu söyledik. Üçe ayrılıyorduk: Konsere seyirci olarak gelen zenginler, kapitalizmin bir şekilde kendine tabii ettiği güvenceli işçiler (biz, ÖGB, polis vb. çalışanlar), bir de varoşlarda kendi haline bırakılmış, kendi olanaklarını yaratarak iş yapan güvencesiz işsiz işçiler. Sınıfsal farklılıklarımız böyle bir konserde net bir biçimde belirginleşmişti aslında. Fakat kimse bunun farkında değildi. Çünkü oradaki herkes bu durum üzerine düşünmek yerine düzenin kendisine dayatmış olduğu düşünceler ile meşgul idi.

Nihayet konser başlamıştı. Böylece bizim görevimiz de sona ermiş bulunmaktaydı. Şöyle bir konser alanına baktığımda insanların konsere geliş amaçlarının, sosyal medyada kendilerinin de konserde olduğunu göstermenin ötesine geçmediğini fark ettim. Herkesin elinde telefon, kimisi hikaye çekip Instagram'a atıyor kimisi canlı yayın yapıyor kimisi ise selfie ile yetiniyordu. Sanırım bu konsere gelmek sosyal ortamlarında kendilerini var edebilmenin bir ön koşuluydu. Konsere gelmiş olduklarını bu denli ispat etme çabalarından başka türlü anlam çıkaramıyorum çünkü ben.

(Sahnenin kurulmasından tutalım da, sahne çalışanlarının emekleri, konser yapılacak uygun ortamın yaratılması vs. gibi birçok işte yüzlerce işçinin emeklerinin yok sayılması ayrı bir yazının konusu.)

Konser bitip insanlar dağıldığında herkesin yüzünden yorgunluk akıyordu. Diamond bölgesinde sorumlu olan arkadaşımla toplumsal eşitsizliğin birçok açıdan belirgin olduğu konser üzerine konuşurken bir güvenlik görevlisi "Bilet kaç para ki?" diye sordu. Abinin, 1300 lira cevabına  "Bu düzenin çivisi çıkmış!" tepkisi vermesi aslında tüm bu yaşananların özeti olsa gerek. Hele ki ülkenin önde gelen zenginlerinin, 'cemiyetten olanların' lüks ve şatafatlı localara vermiş olduğu binlerce liradan bihaber olan bu abimizin tepkisi, her yanı adaletsizlik üreten bu sistemin yıkılmasının ne kadar gerekli olduğunu göstermiyor mu sizce de?


*Doğan Can