Sponsor

11 Mayıs 2015 Pazartesi

“Pardon, Çok Kısa Bi Anketim Vardı Ama”



Türkiye, tarihinin en önemli seçimlerine doğru giderken pek çok anket şirketi çeşitli verilerle olası sonuçları kamuoyuna önceden bildirmek istiyor. Ama başlık sizi yanıltmasın, yazıda bunların bir değerlendirmesi olmayacak. Yazının bu anket şirketleriyle en fazla yakınlığı o şirketlerde çalışan çoğunluğu üniversiteli gençler üzerinden olabilir.
Sahi neredeyse her üniversite öğrencisinin deneyimlediği okurken çalışma pratiği acaba evrensel bir yasa mı? Niçin gençler emeklerini informel piyasa ağlarında verimsiz şekilde kullandırtmak zorunda kalıyor? Belki anketörlük kötünün iyisi bile denilebilir üstelik. Çoğu zorunlu eğitim süresini bile bitirmeyen daha büyük bir niceliğin halini anlatmaya kalksak durum daha vahim tabii. Gerçi siz onları köşedeki tezgahında midye satmalarından, sırtlarındaki kağıt yığınıyla kentlerin zengin mahallelerinde gezmelerinden tanıyorsunuz. Peki ‘nüfusu genç bir ülke’ olmakla övünen Türkiye’de gençlerin durumu bu haldeyken onların politik yönelişleri sadece bir rakamdan ibaret mi olacak? En son söyleyeceğimizi şimdi söyleyelim: Hayır böyle olmamalı, olmayacak!
Durumu ‘profesyonel sosyolog’larının mihmandarlığında farkeden siyasal partiler de bu sebeple çeşitli gençlik politikalarıyla söz konusu kesimin ilgisine mazhar olmaya çalışır durumda. Bunları biraz irdelemek gerekiyor. Partilerin genel olarak gençlik politikaları iki ana kampa indirgenebilir. Bunlardan ilki ‘x miktar para’dan ötesinde bir politika üretemeyen burjuva siyaseti. Bu kesimin yarattığı söylemlerde bir sürü teferruat olsa da genel olarak ‘gençlerimize, gençler için’ ile başlayan ve özgürleştirmeye işaret etmeyen, şeyleştiren yaklaşım hakim. Bu grubun en sivri örneği şüphesiz ‘devlet ben’im’ci bir yaklaşımla Erdoğan.. Pardon! O tarafsızdı, AKP diyecektik. Bunu söyleyerek de zaten çok orijinal bir tespit yapmıyoruz. Bu kampta dikkat edilmesi gereken, AKP’nin derinleştirdiği çelişkilerin enerjisinden kendini beslemeye çalışan iki siyasal parti: CHP ve MHP. Bu partilerin de beyannamelerinden üç aşağı beş yukarı yeniden bahşetme ilişkisi üretmekten öte bir şey olmayacağını anlıyoruz. Özetle bu üçlünün paradigması – teferruatları hariç – aynıdır, diyebiliriz.
İkinci ve özgürleşme süreci açısından yegane potansiyele sahip bakış ise HDP içinde beliriyor. Onun vaatlerinde de teferruatlara dalarsak egemenlerin siyasetlerinin vaatlerine benzer şeyler görsek de çok önemli bir farkla onlardan ayrılıyor. HDP eğer iktidara gelecek olursa özyönetimci gençlik meclislerinin varlığı (bu inşası henüz devam eden sancılı ama elzem bir süreç) sebebiyle doğacak geriliminin enerjisiyle vaatlerin bahşedilmesini beklemeyen, istediğini alan bir gençlik yaratma politikasına sahip.
Bu biraz HDP güzellemesi olmuyor mu, diye sorulabilir. Dolayısıyla gençlik politikalarının değerlendirmesinde yer alan vaatlere neden teferruat dediğimizi de biraz açmak gerekir.  Tümdengelimle durumu izah etmeye çalışalım. Kapitalizmin doğuşundan bugüne belki de en önemli özelliği onun olağanüstü esneme kapasitesi oldu. Sistem bir sektörde ya da mekanda yarattığı çelişkilerin artık onun varoluşunu tehdit eder hale geldiğini gördüğünde esnedi ve oradaki sömürünün çıkardığı enerjiyi absorbe etti. Tabiri caizse yıktığı duvara biraz para harcayıp sıva sürerek üstünü kapattı. Ama sanılmasın ki bu sömürünün bittiği anlamına geliyor. Bilakis sistem harcadığı sıva parasını da çıkaracak şekilde sömürüyü bir başka sektöre/mekana kaydırarak varlığını bugüne kadar idame ettirme başarısını gösterdi. Basitleştirerek söylersek  sistem bizden 100 lira çalarken cebimize 5 lira bahşederek hem hırsızlığını gizliyor hem de sanki müşfik bir dostmuş gibi kendini gösteriyor. 5 lira verilenlerse başka çeşitlerde tekrar soyulmaya devam ediyor.
HDP sahip olduğu paradigmayla sistemin bu esneme kapasitesininin kaldıramayacağı, onun doğrudan varoluşunu krize sokacak bir yaklaşıma sahip. Bu bakımdan yegane olduğunu söyleyebiliriz. Gençliği çeşitli şeyler bahşedilecek bir alandan ötede gören yaklaşım, sistemin kırmızı çizgisinin içine denk düşüyor ve bu bakımdan gençler tarafından desteklenmesi gereken bir cüret gösteriyor.
Sistem karşıtı organizasyonlar içerisinde yaşanan bir kafa karışıklığını da burada gidermek gerekiyor. Eğer Erdoğan’a özsel bir anlam yüklemiyorsak, onun söylemleri ve davranışları itibariyle kapitalist sermaye birikiminin faşizan bir yürütücüsü olduğunu, bu bakımdan da Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihinde bir kopuştan ziyade o tarihin parlak bir devamcısı olduğunu düşünüyorsak aklımızın başka yönlere kaymaması elzem. Bu bakımdan "CHP ve HDP’nin ilerici adaylarına oy verelim" seviyesinden "HDP’nin yegane özgürleştirici paradigmasına omuz verelim" seviyesine çıkılması şart.
Türkiye 7 Haziran’a hazırlanırken bir uzun yürüyüş olarak demokrasi mücadelesi içerisinde gençlerin niceliği ve niteliği seçimde ve sonrasında belirleyicilerden biri olacak diyebiliriz. Bunun için biz gençlerin mecliste de sözcülerinin olması büyük imkanlara gebe olacaktır.

İşte tam da bu yüzden Biz'ler Meclise...