Sponsor

12 Eylül 2018 Çarşamba

Yurt Eylemimiz Sonuç Verdi


Bir çok üniversitenin eylül ayının ilk haftası açılmış olması fakat Kredi Yurtlar Kurumu'na bağlı yurtların 24 Eylül'de açılacak olması üniversite öğrencilerinde büyük bir mağduriyet yarattı. Çözüm önerisi olarak sunulan nöbetçi yurtlarda da kontenjan doluluğu nedeniyle yer bulma konusunun oldukça zor olduğunu söyleyen öğrenciler dışarıda kalma tehlikesiyle karşı karşıya.


Nöbetçi yurtlarda zar zor yer bulan birçok öğrencinin ise hem okulları konakladıkları nöbetçi yurtlara oldukça uzak hem de kendi yurtları açıldığı zaman tekrar bavullarını taşıma sorunları var. Öğrencilerin kendi yurtlarında kalmamalarına hatta dışarıda kalmalarına rağmen Eylül ayının ücretleri de KYK tarafından tam olarak alınıyor. #kykyurtlarıaçılsın hashtag'i ile sosyal medyada eylem başlatan DirenÜniversite'ye, bu mağduriyeti yaşayan diğer öğrenciler de katıldı. Bu mağduriyeti yaşayan öğrenciler ve derhal çözüm bulunması gerektiğini söyleyen milletvekilleri, siyasiler ve akademisyenler de tepkilerini twitter aracılığıyla dile getirdi.



İzmir milletvekili Serpil Kemalbay ise öğrencilerin mağduriyetini çözümlemek için yurtların geç açılması ile ilgili meclise soru önergesi verdi. Yurtların geç açılıyor olmasının öğrencileri hem özel hem de cemaat yurtlarına yönelttiğine vurgu yaptı.



Öğrencilerin tepkileri üzerine Kredi Yurtlar Kurumu yurtların açılışını 17 Eylül'e çektiklerini duyurdu.

Hashtag eyleminden bazi twitleri derledik:
















19 Temmuz 2018 Perşembe

Shakira Konserinin Sahne Arkası ve Düşündürdükleri *Doğan Can



Geçtiğimiz hafta dünyaca ünlü bir pop-star'ın konseri oldu. Eh, sanatçı dünyaca ünlü olunca konseri de diğer konserlere göre oldukça büyük ve geniş çaplıydı. Pazar günkü konserden bugüne kadar Shakira’nın dansı ve sesi üzerine çok şey yazılıp çizildi. Elbette bu yazılar magazinsel olmanın ötesine geçemedi. Benim de bu yazıyla Shakira'nın sahne performansından filan bahsedeceğim zannedilebilir. Fakat ben Shakira’nın konsere gelenleri nasıl 'coşturduğuna' değinmek yahut sahnedeki performansını anlatmaktan ziyade konserdeki genel izlenimlerimi anlatmak istiyorum. Öncelikle belirtmem gerekiyor ki konsere seyirci olarak değil, çalışan olarak gitmiştim. Dolayısıyla size bu aktaracaklarım bir seyircinin izlenimlerinden ziyade yaz tatilini çalışarak geçirmek zorunda kalan bir üniversite öğrencisinin gözünden olacak.

Yukarıda konserin oldukça büyük olduğundan bahsetmiştim. Konser büyük olunca organizasyonu büyük, çalışanları da bir o kadar fazlaydı. Akşam saat 21:30'da başlayacak konser için öğlen saatleriyle  birlikte  yüzlerce işçi, özel güvenlik bir de bir miktar devlet güvenlik güçleri yığılmıştı konser alanına. İşçi dediğime  bakmayın, önemli bir kısmı öğrenci bu işçilerin. Gerçek işleri henüz yok. Sermayedarların, işçileri her gün düzenli olarak çalıştırmak yerine işlerin yoğun olduğu günlerde günü birlik/ part-time çalıştırıp ve yine ayın otuz günü para vermek yerine bir günlük parasını verdiği taşeron işçilerin önemli bir kısmını oluşturuyor öğrenciler. Dolayısıyla alan günübirlik çalışan epey öğrenci ve özel güvenlik görevlisiyle doluydu. Sözde o an çalışıyorduk fakat toplumsal üretime katkımız yoktu. Güneşin altında konser saatinin yaklaşmasını, akşam konseri izlemeye gelecek insanların gelmesini bekledik uzunca bir süre. Zaman geçmek bilmiyordu. O sıralar konser alanının farklı bölümlerinde çeşitli alanlarda görev alacak ekipler oluşturuluyordu. Asıl mesele de burada başlıyor. Alan dörde bölünmüştü: Diamond Circle, Golden Circle, Saha İçi ve Tribünler. Diamond bölümü en zenginlerin girdikleri, Shakira’ya en yakın alan. Hemen ardındaki Golden bölümü çok zengin olmayan ama orta sınıfın girebildiği  alan. Golden’ın da hemen arkasında Saha İçi bölümü yer alıyordu. En ucuz biletlere sahip olanlara ayrılmış bölüm ise, Tribünler. En zengininden en az zenginine kadar herkese yer vardı bu konserde. "Kimse üzülmesin" diye parası az olan insanlara da göz kırpıyordu bu konser, anlayacağınız. Tabi herkes parası kadar eder, parası doğrultusunda konumlanır konser alanında. Ne kadar çok paran varsa o kadar yakından görebilirsin Shakira’yı. Alan dörde bölünmüştü ama bir de Loca denilen, tribünlerin üst kısmında bulunan ve sınırlı sayıda kodaman zenginlerin girdiği bir alan daha vardı. Ama sahip olduğu ayrıcalıklar ve lüks tüketimleri açısından onu diğer dört alana dahil etmeyi gerekli görmedim.

Evet, nerde kalmıştık? Nihayet beklenen saat geldi. Saat 18:00'da kapılar açıldı ve akabinde akın akın insanlar konser alanına doğru girmeye başladı. Benim dahil olduğum grup, biletleri kontrol eden gruptu. Bizim kontrolünü yaptığımız biletler de en pahalı biletlerdi. Bilet kontrollerini yaptığımız  sırada sabahtan beri yemek yememiş olan bizler açlıktan kırılıyorduk. Neyse ki çok sürmeden simit imdadımıza yetişti. Onu da dönüşümlü yiyorduk ki 'iş' aksamasın. Ben kenarda bir liralık simit yerken, önümden konserde çılgınlar gibi eğlenmeye gelmiş, giyim kuşamından zenginlik akan insanlar geçiyordu. Tabii bir bilete 1300 lira verdikleri için onlara konserdeki en ayrıcalıklı grup olarak davranılacağını düşünmelerinin rahatlığı da görülebiliyordu.

Şöyle bir baktım, aramızdaki fark ne diye. Bir müddet düşündüm ve sonuç olarak hiçbir şey bulamadım. Benden farklı özellikleri yoktu. Ama Diamond bölümünden satın alınmış bir biletin parası 15 çalışanın günlük ücretini karşılamaya yetiyor da artıyordu bile! Aslında bizim üretmiş olduğumuz artı değer başta Shakira olmak üzere, organizasyon şirketinin patronunu, konser alanının mülkiyetine sahip patronu ve bunlar gibi bir dizi patronu ve onların altında çalışan müdür/ceo'ları zengin ediyordu. Saatler ilerledikçe polislerin bütün yakın çevresini, kimi savcıların yahut devlet içerisinde hiyerarşik olarak yüksek mertebede yetkili olanların konsere ücretsiz geçirilmesine şahit oluyorduk. Bizim açımızdan ücretsiz geçip geçmemelerinin bir mahsuru yoktu fakat bu ücretsiz geçen devlet personelleri ve yakınlarının, organizasyon sahipleri ile kurmuş oldukları bu tarz ilişkiler beni  bir miktar düşündürdü. Bu ilişkilerin karşılıklı olduğunu elbette biliyoruz. Hiçbir ücret ödemeden geçmiş olan memurların buna karşılık yarın öbür gün bu patronların sorunlarını devlet içerisindeki yetkilerini kullanarak bir şekilde çözeceklerdir ya da çözüyorlardır zaten, kim bilebilir?

Bu kadar zenginden bahsetmişken yoksulların da konserdeki durumunu konuşmak lazım gelir tabii. Onların da bir rolü vardı. Shakira konserine gelebilecek kadar zengin olanlar konser alanına girerken alanın dışında da mesaileri çok daha önceden başlamış, varoşlardan gelip kendine ekmek parası çıkartmaya çalışan onlarca emekçi insan vardı. Su, simit, Shakira t-shirtleri gibi şeyler satarak evlerine ekmek götürmek için çabalıyorlardı. Aslında onlar ile aramızda temel bir fark vardı. Bizler güvenceliydik, günlük de olsa sigortamız yapılmıştı. Onlarsa 'kendi işlerinin patronu'ydular, kendi olanaklarını kendileri yaratıyorlardı. O gün konser alanı ve çevresinde bulunanlara uzaktan baktığımızda sınıfsal ayrımların çok belirgin olduğunu söyledik. Üçe ayrılıyorduk: Konsere seyirci olarak gelen zenginler, kapitalizmin bir şekilde kendine tabii ettiği güvenceli işçiler (biz, ÖGB, polis vb. çalışanlar), bir de varoşlarda kendi haline bırakılmış, kendi olanaklarını yaratarak iş yapan güvencesiz işsiz işçiler. Sınıfsal farklılıklarımız böyle bir konserde net bir biçimde belirginleşmişti aslında. Fakat kimse bunun farkında değildi. Çünkü oradaki herkes bu durum üzerine düşünmek yerine düzenin kendisine dayatmış olduğu düşünceler ile meşgul idi.

Nihayet konser başlamıştı. Böylece bizim görevimiz de sona ermiş bulunmaktaydı. Şöyle bir konser alanına baktığımda insanların konsere geliş amaçlarının, sosyal medyada kendilerinin de konserde olduğunu göstermenin ötesine geçmediğini fark ettim. Herkesin elinde telefon, kimisi hikaye çekip Instagram'a atıyor kimisi canlı yayın yapıyor kimisi ise selfie ile yetiniyordu. Sanırım bu konsere gelmek sosyal ortamlarında kendilerini var edebilmenin bir ön koşuluydu. Konsere gelmiş olduklarını bu denli ispat etme çabalarından başka türlü anlam çıkaramıyorum çünkü ben.

(Sahnenin kurulmasından tutalım da, sahne çalışanlarının emekleri, konser yapılacak uygun ortamın yaratılması vs. gibi birçok işte yüzlerce işçinin emeklerinin yok sayılması ayrı bir yazının konusu.)

Konser bitip insanlar dağıldığında herkesin yüzünden yorgunluk akıyordu. Diamond bölgesinde sorumlu olan arkadaşımla toplumsal eşitsizliğin birçok açıdan belirgin olduğu konser üzerine konuşurken bir güvenlik görevlisi "Bilet kaç para ki?" diye sordu. Abinin, 1300 lira cevabına  "Bu düzenin çivisi çıkmış!" tepkisi vermesi aslında tüm bu yaşananların özeti olsa gerek. Hele ki ülkenin önde gelen zenginlerinin, 'cemiyetten olanların' lüks ve şatafatlı localara vermiş olduğu binlerce liradan bihaber olan bu abimizin tepkisi, her yanı adaletsizlik üreten bu sistemin yıkılmasının ne kadar gerekli olduğunu göstermiyor mu sizce de?


*Doğan Can

27 Haziran 2018 Çarşamba

Halklar da Üniversiteler de Biat Etmeyecek!




Hukuksuz tutuklamaların, gözaltıların olduğu, medya organlarının tek parti ve tek cumhurbaşkanı adayı propagandasından başka seçeneklere yer vermediği, bütçelerin eşit dağılmadığı, kısacası seçim sürecinin en başından sonuna kadar eşit ve demokratik işlemediği bir baskın seçimi geride bıraktık.
Çıkan sonuç ile tek adam rejimi sandıktan galip gelmiş olsa da asıl kaybedenin onlar olduğunu biliyoruz. Cumhur ittifakı ve Recep Tayyip Erdoğan cephesinde bu ekonomik ve siyasi krizin nasıl üstesinden gelineceği endişesi yüz ifadelerinden ve balkon konuşmasından açıkça anlaşılmakta. Bununla birlikte halkların birleştiği cephede ise bütün bu baskı ortamında dahi barajları yıkarak çıkmış olmanın mutluluğu ve umudu var.

Anketler bir çok şey söylüyor, hepsi ayrı ayrı değerlendirilebilir. Ancak biz bir noktanın altını çizmek istiyoruz: “AKP, gençliği kaybetmiştir!” Gençlik gelecektir, AKP geleceği kaybetmiştir. Gençliğin önemli bir kesimi şimdiden yüzünü özgürlük mücadelesine dönmüştür.

Bizler, yani bu bütün sindirme politikalarından en çok nasibini alan üniversiteliler ise her an hissettiğimiz tek adam rejimine karşı bugüne kadar nasıl mücadele ettiysek bugünden sonra da üniversite içinde, sokakta, bulunduğumuz her alanda daha da güçlenerek mücadelemize devam edeceğiz.

Yönetememe krizi içerisinde olan bu iktidarın emekçi halklar, üniversiteliler, kadınlar, LGBTİ+’lar, hayvanlar üzerinde yarattıkları kara bulutları sola ittirerek güneşi doğurmak için var gücümüzle direneceğiz.

“Özgür Bilim Demokratik Üniversite” mücadelemizi zafere taşıyacağız!

6 Nisan 2018 Cuma

Üniversiteliler Eylemde: Özgür Bilim Demokratik Üniversite



Üniversitelerde yaşanan yoğun saldırılara karşı DirenÜniversite Kadıköy’de eylem gerçekleştirdi.


Kadıköy’de trafik kesilerek başlanan yürüyüşte Özgür Bilim Demokratik Üniversite pankartı açıldı. “Özgür yaşam özgür üniversite”, “üniversiteler biat etmeyecek”, “faşizme karşı omuz omuza”, “AKP’ye, YÖK’e, ÖGB’ye, polise Diren Üniversite”, “Direne direne kazanacağız” sloganlarının duyulduğu yürüyüşte çevredekiler sıklıkla alkışlarıyla destek verdiler.



Akademisyen ve öğrencilere dönük saldırıların hız kazandığı bu dönemde nasıl bir üniversite istediklerinin daha fazla duyulması için bu eylemi gerçekleştirdiklerini belirten üniversiteliler, talepleri için mücadeleyi büyüteceklerinin altını çizdiler. Savaş istemediklerini belirttiği için tutuklanan Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin de serbest bırakılacağını ve  onlarla mücadeleye devam edecekleri günlerin de çok yakın olduğunu söylediler.

22 Mart 2018 Perşembe

"Özgür ve Demokratik Üniversite Sınıfın Özgürleşmesiyle Mümkündür"


DirenÜniversite, Özgür Bilim Demokratik Üniversite deklarasyonunu paylaşmak üzere DİSK Genel Merkezi'nde Kani Beko ile görüştü.


DirenÜniversiteliler yayınladıkları Özgür Bilim Demokratik Üniversite deklarasyonunu DİSK ile paylaşmak için DİSK Genel Başkanı Kani Beko ile görüştü. Görüşmede üniversitelerdeki gündemin ve durumun ülke gündeminden bağımsız olmadığı, üniversitelerin iktidarın saldırılarındaki önemli hedef tahtalarından biri olduğu aktarıldı. Deklarasyon metnini yazma süreçlerini ise "Halk için, bilimden, özgürlükten, barıştan yana akademisyenler okullarından atılmaktadır. Özgürlüğü savunan öğrenciler, polis-özel güvenlik-disiplin cezaları kuşatmasıyla susturulmaya çalışılmaktadır. Gelinen noktada üniversitelerde, halktan yana bilimsel üretimden, özgürlüklerden, demokratik bir işleyişten, çalışanların iş güvencesinden söz etmek olanaksızdır. Tüm zamanlarda tartışma ve mücadele konusu olan bu sorunlar, bugün zirve yapmıştır. “Nasıl bir üniversite istiyoruz” sorusunu tekrar sormanın zamanıdır." sözleriyle açıkladılar.

1.5 saat süren görüşmede deklarasyon içeriği paylaşıldıktan sonra, üniversitelerdeki özgürleşmenin ancak tüm bileşenlerin özgürleşmesiyle birlikte olacağını, dolayısıyla DİSK'in üniversitelerdeki işçiler arasında daha çok örgütlenmesi gerektiğini, üniversitelerin özgürleşmesi için işçilerle birlikte mücadeleyi büyüteceklerinin sözünü verdiler. Kani Beko da üniversitelilere "Sözünüz sözümüzdür, talepleriniz taleplerimizdir. Biz de laik, demokratik, anadilde eğitimin olmasını istiyor ve bu mücadelede sizlerle birlikte olduğumuzu belirtiyoruz." dedi. 


25 Şubat 2018 Pazar

Özgür Bilim Demokratik Üniversite Deklarasyonu Yayınlandı


Diren Üniversite, "Özgür Bilim ve Demokratik Üniversite" deklarasyonunu İstanbul Beyoğlu’ndaki İnsan Hakları Derneği’nde yayınladı.



DirenÜniversite adına açılış konuşması yapan Ayşegül Korkut, üniversitelerin yoğun saldırı altında olduğunu ve özgürlüğün olmadığı yerde bilimin mümkün olmayacağını vurguladı. "Akademiye ve öğrenci hareketine dönük saldırıların hız kazandığı bu dönemde de, Gezi sürecinden ders çıkaran AKP, gençliğin mücadele dinamiklerini yok etmeye çalışmaktadır. Üniversitelerde özgürlük alanı bırakılmamaktadır. Yaşanan akademik kıyıma karşı üniversite içinde ses çıkaranlar bin bir zorbalıkla susturulmaya çalışılmakta, “terörist” damgasıyla itibarsızlaştırılmaktadır. Sonuç olarak eğitimin içi boşaltılarak boş bir ambar çuvalını andıracak üniversite yaratılmak istenmektedir." dedi.
Açılış konuşmasının ardından üniversitelerde yaşanan süreçlerden görüntülerin ve Barış Akademisyenleri’nin “Nasıl bir üniversite?” sorusuna verdikleri yanıtların olduğu sinevizyon gösterimi yapıldı.


“Yükseköğretim ayrıcalık değil, haktır!”, “Bilim, özgürlük ikliminde boy verir!”, “İnsan, toplum, doğa için yükseköğretim!”, “Bilimsel, katılımcı, sınavsız eğitim!”, “Üniversitelerin yönetimi, üniversite meclislerine!”, “Akademik kıyıma son! İş güvencesi, akademik özgürlüğün teminatıdır!” alt başlıklarının yer aldığı deklarasyon metnini okuyan Kübra Demir, sözlerini “Bu metin, yazıldığı, paylaşıldığı ve okunduğu sırada bilimsel üretimin gerektirdiği özgürlükler alanının oluşması için birilerinin bizlere bunu bahşetmesini beklemiyor, özgür bilim, demokratik üniversite mücadelesini büyütmeye çalışıyor olacağız. Hocalarımızın polis postallarıyla çiğnenen cübbelerini, üniversitelerimizden yükselteceğimiz özgürlük mücadelemizin bayrağı yapıp zorbalığın üzerine yürüyeceğiz.” diyerek sonlandırdı.


Deklarasyon metninin paylaşılmasının ardından söz alan ve öğrencilerle buluştuğu her alanda umut duyduğunu vurgulayan Barış Akademisyeni Prof. Dr. Beyza Üstün “Bu umut birlikte olmanın verdiği umuttur. Birlikte bilgi üretmeyi ve sorgulamayı öğrencilerimden öğrendim. Tutuklu öğrenciler için Silivri Cezaevi’nin önünde ders anlatırken özgürdük. Galatasaray Üniversitesi’ndeki tutuklu öğrenciler için yapılan basın açıklaması sırasında özgürdük. Gezi’de yanımda başka bir üniversiteden genç arkadaşımla birlikteyken özgürdüm. Kocaeli Dayanışma Akademisi’ndeki ‘Hocama Dokunma’ yazısını gördüğümüzde özgürdük. Biz özgürüz ve özgür olmaya devam edeceğiz. Israrla doğa ve topluım adına bilim üretmeye devam edeceğiz.” dedi.


Gazeteci Burcu Karakaş, Türkiyede 70 bine yakın tutuklu öğrencinin bulunduğunu, ancak öğrencilerin yaşadığı sosyal ve politik problemlerin medyada yeterince yer bulmadığını belirttiği konuşmasında “Var olan baskılara rağmen hem öğrenciler hem hocalar açısından direniş sürüyor. Herkes durduğu yerden tarihe bir söz bırakmalı, herkes kendi payına düşeni yapmalı.” dedi.


Koç Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Semih Çelik üniversitenin işlevine dair tarihsel bilgiler verdikten sonra üniversitelerde yaşadığımız sürecin sadece Türkiye’ye has olmadığını; Hindistan, Macaristan ve Britanya’daki özgür bilim ve iş güvencesi mücadelelerinden haberdar olup direnişi sınırlar ötesine taşımanın gerekliliğine vurgu yaptı.


HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Sevtap Akdağ söz alarak “İçerisinde yaşadığımız betonları görmeyip üniversiteleri de betona çevirmeyi; renklerimize, zihinlerimize beton dökmeye çalışanlara karşı mücadelemiz sürüyor. Deklarasyonunuzda ifade ettiğiniz gibi postallar altında çiğnene cübbeler üniversite mücadelemizin bayrakları olacak; mücadele kazanacak, biz kazanacağız.” dedi.

21 Şubat 2018 Çarşamba

15 Aralık 2017 Cuma

Köstebek Akademisi Kazmaya Devam Ediyor...






İhraçlara ve üniversitelerin niteliksizleştirilmesine karşı, "Bize her yer üniversite" diyen üniversiteliler buluştu. Bilimsel, kültürel ve sanat alanlarında teorik, politik ve güncel akademiler gerçekleşen akademinin konusu, "Toplumsal Canlanma Anları ve Sinema" idi. Bahçeşehir Üniversitesi Sinema ve Televizyon Bölümü'nden ihraç edilen Prof. Dr. Tül Akbal ile gerçekleştirilen akademide, dünya sinema tarihinden akımlar anlatıldı.

Toplumsal dönüşümlerin gerçekleştiği dönemlerdeki karşıt sinema, bağımsız sinema ve devrimci sinema  akımları film örnekleri üzerinden konuşuldu. Sinemanın, topluma izdüşümünde değitirici-dönüştürücü rolüne vurgu yapıldı.




8 Kasım 2017 Çarşamba

"Özgürlüğümüz ve Geleceğimiz için Ayaktayız"



YÖK’ün 36. yıldönümünde Beyazıt Meydanı’nda bir araya gelen üniversiteliler polis ablukasına ve üniversite yönetiminin engelleme çabalarına rağmen ana kapı önünde bir protesto eylemi yaptı. “Özgürlüğümüz ve Geleceğimiz için Gençlik Meydana” buluşmasında üniversitelilerin “Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet” sloganları Beyazıt Meydanı’nda yankılandı .

İstanbul’un çeşitli üniversitelerinden öğrenciler YÖK’ün 36. yıldönümünde Beyazıt Meydanı’nda bir araya geldi. Polis ablukasına ve üniversite yönetiminin engelleme girişimlerine rağmen üniversiteliler Beyazıt’ta açıklamalarını gerçekleştirdi.
Eylem öncesi İstanbul Üniversitesi’nde fakülteler arası geçiş yasağı getirilerek öğrenciler kampüse alınmadı. Uygulamanın keyfi olduğunu söyleyen öğrenciler kapıda bekleyerek, kendilerine hiçbir gerekçe gösterilmemesine tepki gösterdi ve giriş yasağının gerekçesinin bildirilmesi talebiyle dilekçe verdi.
Buluşmada, İstanbul’un farklı üniversitelerinden öğrenciler söz alarak, üniversitenin OHAL ile birlikte gittikçe şiddetlenen baskılarla yüz yüze olduğunu ancak mücadelenin de devam ettiğini vurguladı.

İstanbul Üniversitesi’nden öğrenciler adına konuşan temsilci kampüse alınmadıklarını hatırlatarak öğrencilerin her gün benzer koşullarla yüzleştiğini söyledi. Üniversitelilerin faşist saldırılara maruz kaldığını belirten temsilci YÖK’e ve AKP’ye karşı mücadeleye devam edeceklerini belirtti. Ana kapı önündeki eylem şarkılar ve sloganlarla sonlandırıldı.
Dün, bugünkü buluşmanın çağrısı için okul içerisinde duyuru yapan öğrenciler okul çıkışında ülkücülerin ve polisin saldırısına maruz kalmışlardı. Faşist saldırılara karşı, üniversiteliler eylem sonrası “Faşizme ölüm” pankartı açarak metro durağına topluca yürüdüler.