Sponsor

8 Kasım 2017 Çarşamba

"Özgürlüğümüz ve Geleceğimiz için Ayaktayız"



YÖK’ün 36. yıldönümünde Beyazıt Meydanı’nda bir araya gelen üniversiteliler polis ablukasına ve üniversite yönetiminin engelleme çabalarına rağmen ana kapı önünde bir protesto eylemi yaptı. “Özgürlüğümüz ve Geleceğimiz için Gençlik Meydana” buluşmasında üniversitelilerin “Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet” sloganları Beyazıt Meydanı’nda yankılandı .

İstanbul’un çeşitli üniversitelerinden öğrenciler YÖK’ün 36. yıldönümünde Beyazıt Meydanı’nda bir araya geldi. Polis ablukasına ve üniversite yönetiminin engelleme girişimlerine rağmen üniversiteliler Beyazıt’ta açıklamalarını gerçekleştirdi.
Eylem öncesi İstanbul Üniversitesi’nde fakülteler arası geçiş yasağı getirilerek öğrenciler kampüse alınmadı. Uygulamanın keyfi olduğunu söyleyen öğrenciler kapıda bekleyerek, kendilerine hiçbir gerekçe gösterilmemesine tepki gösterdi ve giriş yasağının gerekçesinin bildirilmesi talebiyle dilekçe verdi.
Buluşmada, İstanbul’un farklı üniversitelerinden öğrenciler söz alarak, üniversitenin OHAL ile birlikte gittikçe şiddetlenen baskılarla yüz yüze olduğunu ancak mücadelenin de devam ettiğini vurguladı.

İstanbul Üniversitesi’nden öğrenciler adına konuşan temsilci kampüse alınmadıklarını hatırlatarak öğrencilerin her gün benzer koşullarla yüzleştiğini söyledi. Üniversitelilerin faşist saldırılara maruz kaldığını belirten temsilci YÖK’e ve AKP’ye karşı mücadeleye devam edeceklerini belirtti. Ana kapı önündeki eylem şarkılar ve sloganlarla sonlandırıldı.
Dün, bugünkü buluşmanın çağrısı için okul içerisinde duyuru yapan öğrenciler okul çıkışında ülkücülerin ve polisin saldırısına maruz kalmışlardı. Faşist saldırılara karşı, üniversiteliler eylem sonrası “Faşizme ölüm” pankartı açarak metro durağına topluca yürüdüler. 

7 Kasım 2017 Salı

"YÖK, yasaklanmış bir kelime mi?"


Mimar Sinan Üniversitesi'nde tarihsel bir değişim ve dönüşümü konu alacak akademinin afişi, içerisinde YÖK yazıyor diye engellendi.



Köstebek Akademisi, ihraçlar yoluyla akademinin niteliksizleştirilmesine ve öğrencilerle hocaların buluşmasının engellenmesi çabalarına karşı Saray'ın hedef tahtasına yerleştirdiği akademisyenlerle, yine Saray'ın hedef tahtasına yerleştirdiği toplumsal olgular ve tarih üzerine akademiler gerçekleştiriyor. Dönemin ikinci akademisi ise YÖK üzerine... Prof. Dr. Fuat Ercan'ın katılımıyla gerçekleşecek olan '6 Kasım 1981'den 6 Kasım 2017'ye: Türkiye ve YÖK'ün Değişimi' başlıklı akademinin duyuru çalışmaları sürüyor.

Bugün de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğrencileri, etkinliği üniversite öğrencilerine duyurmak için Fındıklı Kampüsü'nde afiş astıkları sırada 'güvenlik' engeliyle karşılaştılar. Engelin gerekçesi, afişte yazılı olan 'YÖK' ismi olarak sunuldu.

YÖK'ün 'yasaklı kelimeler' arasında olmadığı biliniyor(?!)

Engellemelere karşın üniversiteliler afişlerini okul çevresine asarak duyurularını gerçekleştirdiler.




6 Kasım 2017 Pazartesi

Üniversitelilerden YÖK Eylemi


Üniversiteliler YÖK’ün kuruluşunu protesto etmek için bir araya geldi. 




12 Eylül faşizminin ürünü olan, neoliberal politikaların üniversitelere uygulanması ve üniversite gençliğinin eşit, parasız, bilimsel ve akademik mücadelesini baskılamak amacıyla kurulan YÖK, kuruluşunun 37. yılında protesto edildi.

Üniversiteliler ‘Saraya da YÖK’e de BİAT Etmeyeceğiz’ pankartıyla Kadıköy Serasker Caddesi’ni trafiğe kapatarak sloganlarla yürüyüşe geçtiler. Yürüyüş sırasında sık sık "Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim!", "AKP’ye YÖK’e ÖGB’ye Polise Diren Üniversite!", "Saraya YÖK’e Biat Değil İsyan", "YÖK Kalkacak Polis Gidecek" sloganları atıldı. Aynı zamanda "OHALiniz Diktatörlük, Bu Halimiz Direniş; OHAL’de Direniş!" yazılı kağıtlar dağıtılarak kuşlama eylemi yapıldı.


6 Kasım protestosunun, eylemi izleyen insanlar tarafından alkışlar ve sloganlarla desteklendiği de görüldü.




Eylemin videosu: https://youtu.be/OddXNU-vH5g

26 Ekim 2017 Perşembe

HAYDİ'den Evcil Hayvan Fuarı Protestosu


HAYDİ, Evcil Hayvan Fuarı'nda "Hayvanlar Mülk Değildir" diyerek eylem gerçekleştirdi.


Hayvanlarla  Dayanışma  İnisiyatifi (HAYDİ) bu yıl İstanbul Fuar Merkezi'nde altıncısı düzenlenen Evcil Hayvan Fuarı'nda eylem gerçekleştirdi. HAYDİ üyeleri "Hayvanlar Mülk Değildir" yazılı pankart açıp slogan atarak hayvanların alınıp satılmasını protesto etti.

Yapılan açıklamada pethoplardaki sömürüyü teşhir eden HAYDİ üyeleri hayvanların yaşam hakları için mücadele ettiklerini belirttiler.

Açıklamanın tamamı şöyle:

HAYDİ DUR DE! HAYVANLARA ÖZGÜRLÜK
Bizler üniversiteli hayvan hakları savunucularıyız. Hayvanların metalaştırılıp, yaşam alanlarını dört duvar arasına sıkıştıran mülkiyet anlayışını reddediyoruz. Özgürlüğün bütün canlılar için eşit değerde olduğunu düşünüyoruz. Petshoplardaki kafeslerin arkasındaki yaşlı gözleri görüyor, özgürlüklerini savunuyoruz.
Hayvanların; özgürlükleri, bedenleri, yaşamları üzerinde tahakküm kurmaya karşı çıkıyor, kapitalizmin yok sayan, değersizleştiren ve ezen sistemi karşısında hayvanların uğradıkları sömürü zincirini kırmak istiyor, yaşam hakları için mücadele ediyoruz.
Hayvanlar bir sektörün malzemesi olamaz. Sistemin çarkları arasında acı çeken yaşamları sen de gör ve HAYDİ dur de!
 HAYDİ(Hayvanlarla Dayanışma inisiyatifi)

Güvenlik görevlilerince durdurulmaya çalışılan eyleme çevredekilerin ilgisi yoğundu.

9 Ekim 2017 Pazartesi

Teşhir Ediyoruz: 10 Ekim Paylaşımına Saldırı


Sosyal medya hesabından 10 Ekim paylaşımı yapan arkadaşımıza İETT otobüsünde saldırı gerçekleşti.


9 Ekim Pazartesi günü Kadıköy-Pendik hattında sefer yapan 17 numaralı İETT otobüsünde yolculuk yapan arkadaşımıza sözlü saldırı gerçekleşti. 

Yolculuk esnasında cep telefonu üzerinden gündemle ilgili haberleri okuyan arkadaşımız, yanındaki bir yolcunun, telefonunun ekranına dikkatlice baktığını fark etmiş; taciz boyutunda olduğu gerekçesiyle de tepkisini yolcuya karşı dile getirmiştir. Bu tepkiyi savuşturmak amacıyla, otobüste karşı-tepki toplayabileceğini düşünerek son zamanlarda sıkça yapılan 'terörist' kılıfını uydurmuştur. Yolcu, otobüsteki diğer yolculara arkadaşımızın Twitter'dan DirenÜniversite'nin 10 Ekim çağrısını paylaştığını söylemiş ve "Terörist bu! Bakın, nasıl paylaşımlar yapıyor!" diyerek tacizini meşrulaştırmaya ve kendisine yandaş aramaya yönelmiştir. Ancak otobüsteki diğer yolcuların da verdiği tepkiyle otobüsten hızla inmek zorunda kalmıştır.

10 Ekim Ankara Katliamı'nın ikinci yıldönümünde yaşanan bu ırkçı-faşist zihniyeti teşhir ediyor ve yaşamlarını yitiren yoldaşlarımızın da yaptığı gibi bu zihniyete karşı mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz!

13 Temmuz 2017 Perşembe

Teşhir Ediyoruz: Üniversitelilere Sözlü Saldırı


Bugün “Bıçak Kemikte Adalet Sokakta” yazılı ozalit pankartlarımızı Kadıköy’e astığımız sırada bir taksici sözlü tacizde bulundu. Cinsiyetçi küfürler ve faşist söylemlerde bulunan taksici, polise bildirmekle tehdit ederek üniversitelileri cep telefonuyla kameraya aldı. Bıçak Kemikte sözüne ithafen “Ne yapacaksınız, bıçağı bize mi sokacaksınız? Biz sokaklara çıkarsak siz kaybedersiniz” sözleriyle saldırıya başlayan taksici, videoda da üniversitelilerden ‘evet, bakın DirenÜniversiteli teröristler burada’ diye bahsetti. Bunun üzerine üniversiteliler tehditlere aldırmayacaklarını, sokakları terk etmeyeceklerini bildirerek ozalit asımına ve yazılamalara devam etti. 


3 Temmuz 2017 Pazartesi

Bıçak Kemikte; Adalet Sokakta! *Açıklama


Bıçağın kemiğe dayandığı günleri yaşıyoruz. Bugünlerde adalete olan açlık her zamankinden çok daha fazla. Uzunca bir süredir; en son ne zaman olduğunu hatırlayamayacağımız kadar uzunca bir süre, ne haktan ne de hukuktan bahsedebiliyoruz. Cezaevleri’miz’ yeni birer doğa bilimleri, sanat, felsefe, edebiyat bölümleri yaratacak kadar akademisyenle;  dünyada basın özgürlüğü alanında Türkiye’yi son sıralara yazdıracak kadar gazeteciyle ve kimliğini, iradesini, bedenini, üniversitesini savunan kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, çocuklar ve halklarla dolup taşıyor. Hukuk profesörlerinin ve avukatların gözaltına alındığı bir hukuk ya da adalet sistemi ise sadece boşa dönen çarkın dişlileri gibi. Toplumsal tepkinin yönlendiricisi olan üniversitelere, seçilmiş rektörler yerine yeni rektörler atanarak bu tepki susturulmaya çalışılıyor.  Bu durumda ‘adalet’, toplumsal değişimin ve gelişimin itici gücü olan gençliğin mücadele konusudur. Bu mücadele, adalet talebi olan hiçbir toplumsal kesimi yok saymadan ve  mümkün olan her şekilde seferber ederek gerçekleşmelidir. Üniversite gençliği olarak bizler, üniversitelerin tarihsel rolünü tekrar tekrar üstlenerek herkes için adalet, özgürlük ve demokrasi talebiyle mücadeleyi büyütecek ve yaşama geçireceğiz!

Direnişçi Üniversiteliler
3 Temmuz 2017




2 Temmuz 2017 Pazar

Unutmadık, Unutturmayacağız! *Cansu Eski



“Birbirimize bir şeyler olursa ne yaparız dediler.
Kalanlar ölenler için şiir yazar, dedi Metin.”


Tarihin 2 Temmuz 1993’ü gösterdiği gün kardeşlik, dostluk diyen aydınlar, şairler, sanatçılar, dört gün sürecek olan Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılmak için Sivas'a gelir. Katliamdan iki gün önce ‘Müslümanlar ve Türkiyeli Müslümanlar’ imzalarıyla “Müslüman kamuoyuna ve İslam’a yapılan saldırılara izin vermeyelim” başlıklı dağıtılan bildiriler ise şenliğin başka boyutlara dönüşeceğinin işareti, habercisi gibidir.

Bildiride Aziz Nesin’in Şeytan Ayetleri kitabından bahsedilmiş, birgün önce yaptığı konuşmada İslam’a dil uzattığı iddia edilerek Nesin hedef gösterilmiş ve “Gün Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür.” denilerek katliama açıkça davetiye çıkarılmıştı.

2 Temmuz günü ise Cuma namazının ardından etkinliklerin yapıldığı kültür merkezinin önüne doğru “Sivas Aziz’e mezar olacak!”, “Yaşasın şeriat!”, “Laiklere ölüm!” sloganlarıyla bir yürüyüş başlamış, saldırganlar yeni dikilen Halk Ozanları heykelini yıkıp yerde sürüklemişti. Yürüyüş boyunca nefretle yürüyen ve gittikçe artan kalabalık akşam saat 18.00'de anma etkinliğine gelenlerin sığındığı Madımak Oteli'nin önüne gelince 15 bin kişi oluvermişti. Polisin gözü önünde “Sivas laiklere mezar olacak” sloganlarıyla, tekbirlerle, “Yakın ulan yakın” sesleriyle otelin önünde bulunan araçlar ve yürüyüş boyunca sürüklenen heykel ateşe verilmiş, otel taşlanmış ve camları kırılmıştı. Olayların katliama dönüşmesinin nedeninin, polis telsizlerine gelen “Müdahale etmeyin” anonsları apaçık gösterirken, alevler oteli de sarmıştı. Otel lobisinde yüzünü gösteren kıvılcım, alev yığınına dönüşmüş ve “Cehennem ateşi işte... Kafirlerin yanacağı ateş…” sözleriyle hızla üst katlara doğru yükselmişti.
Üst katlara yükselen alevler sonucunda ise, içlerinde Asım Bezirci, Muhlis Akarsu, Nesimi Çimen, Özlem Şahin, Asaf Koçak, Metin Altıok, Hasret Gültekin’in de bulunduğu 35 canımız, ozanlarımız, aydınlarımız memleketin orta yerinde, gözler önünde yakılarak katledilmiştir.
Dönemin başbakanı olan Tansu Çiller’in "Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir." sözleri ise siyasi tarihin hafızasına utançla yazılmıştır. Çeşitli mahkemelerde başlatılan soruşturmalar o dönem kapatılmamış olan Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde (DGM) son bulmuş ve DGM'ye sunulan iddianamede olayların nedeni, ‘şenliklere katılanlar’ olarak gösterilmiş, Aziz Nesin'in varlığı ‘eylemin hazırlayıcı sebepleri’ arasında sayılmıştır! Katliama seyirci kalmakla yetinmeyen devlet, şenliklere katılanları bu katliamın sebebi olarak göstermiş, failleri korumuş ve yargı sürecinde delilleri karartmış, davayı ise zaman aşımına uğratmıştır. 

Sivas Madımak Oteli’nin ateşe verilmesiyle başlayan katliam ateşinin üzerinden 24 yıl geçti… Tarihe; bir arada yaşama kültürüne, halkların kardeşliğine yapılan saldırı ve linç kültürüyle yaşam hakkının fiilen sona erdirildiği kara bir leke olarak geçti Madımak.
Biliyoruz ki; kendinden olmayana yönelik sürdürülen nefret, inkar ve imha politikalarıyla Dersim’de, Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta, Gazi’de yaşananlar Alevi kimliğinin topyekün imhasına yöneliktir. 
Göç ettikleri yerlerde inancını ve kültürünü cemevlerinde kurumlaştıran, örgütlenen Aleviler Sivas ve Gazi katliamlarıyla durdurulmaya çalışılmıştır. Farklı inançları, kültürleri, ulusları düşman gören zihniyet 24 yıl sonra da kendini Suruç’ta, Ankara’da, Cizre’de göstermiştir.

Bu katliamcı zihniyete karşı ise tüm ezilenler olarak bir arada durup, katillerden hesabı sorana dek mücadele edecek, türkülerimizi, sazımızı, sözümüzü, semahımızı, deyişlerimizi, kavganın ateşinde yananları unutmayacağız!

/Sevdanın güzelliğinde,
Canın cana hasretinde,
İnançlı yürekleriyle,
Kavganın ateşlerinde,
Yananlara selam olsun!


*Cansu Eski



17 Haziran 2017 Cumartesi

AKP’nin Üniversiteleri Fethetme Harekâtı ve İstanbul Üniversitesi’ndeki Faşist Provokasyonlar



Daha önce de defalarca ifade ettiğimiz gibi, AKP üniversitelere kafayı takmış durumda. Üniversitelere baktığında Gezi’yi hatırlayan ve uykuları kaçan AKP’nin üniversitelerimizi fethetme harekâtı sürüyor. Gezi kâbusundan kurtulmak için başka seçenek bulamayan AKP, özgürlüğü ve bilimi savunan akademisyenlere, öğrencilere tüm gücüyle saldırıyor. Yine olmuyor, yine olmuyor; özgürlüğü ve bilimi bayraklaştıran üniversite bileşenlerinin direnişi kırılamıyor!

Üniversitelerimizde bilim ve özgürlük savunucularından boşaltılacak alan, cihatçı-ülkücü-faşist çetelerle doldurulmaya çalışılmaktadır. AKP diktatörlüğü, bu saldırılarında İstanbul Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi’ne özel bir yöneliş içerisindedir. Çok yönlü saldırıların en fazla yoğunlaştığı alanlar, öncelikle bu üniversitelerimizdir. Nedeni çok açıktır; bu üniversitelerimiz diktatörlüğe karşı özgürlük mücadelesinde en önde yer almaktadır.

İstanbul Üniversitesi’nde son günlerde saldırılarını daha da tırmandıran ülkücü-faşist çeteler, Rektörlük, özel güvenlik ve polisin açık desteğini alarak İstanbul Üniversitesi’nde okul çıkışlarında devrimci öğrencilere pusu kurmaktadır. Bu çetelerin tüm provokasyonlarını, özel güvenliklerin ve polisin saldırıları izlemekte, devrimci öğrenciler gözaltına alınmaktadır.

16 Haziran günü ise sınavlarına girmek için İstanbul Üniversitesi’ne giden üniversitelilerin çevresinde toplanan çeteler; AKP’nin tarif ettiği yeni nesle yakışacak şekilde aşağılık cinsiyetçi küfürlerle üniversitelileri provoke etmişler, ardından her zaman yaşandığı gibi özel güvenlikler ve polis devrimci üniversitelilere saldırmıştır. Saldırıya uğrayan 30 arkadaşımız, polislerce darp edilerek gözaltına alınmıştır.

Artık bıçak kemiğe dayanmıştır! Biz bu saldırıların nasıl bir planın parçası olduğunu ve çetelerin sırtlarını nerelere dayadıklarını çok iyi biliyoruz. Onların saldırıları, pusuları, provokasyonları geçmişte olduğu gibi bu günde boşa çıkartılacaktır. İstanbul Üniversitesi geçmişten günümüze ezilen halkların direnişinin sesi, çığlığı ve özgürlük umudu olmuştur. Sayısız bedeller ödenerek yaratılan bu değerlere ve tarihe sahip çıkan üniversiteliler, bedel ödemekten ve gereken tüm yollarla kendilerini savunmaktan kaçınmayacaktır.

AKP’nin üniversitelerimizi fethetme harekâtı, özgürlüğün, bilimin ve direnişin duvarına çarpıp dağılacaktır!
İstanbul Üniversitesi, faşist çetelere, hak ettikleri yanıtı verecek, bu oyunu bozacaktır!

Faşizme Karşı Omuz Omuza!
Beyazıt Faşizme Mezar Olacak!
Özgürlük, Bilim, Direniş Kazanacak!
x

3 Haziran 2017 Cumartesi

Edebiyat Atölyesi Kadıköy'de Şiir Kürsüsü Kurdu



Üniversitelilerin Edebiyat Atölyesi, ölümünün 54. yılında Nazım Hikmet'i andı. Kadıköy Khalkedon Meydanı'na kurulan şiir kürsüsünden "Sokakların şiirlerini sokaklarda dillendirmeyi anlamlı bulduk" diye seslenen atölyeliler, tüm Kadıköylüleri kürsüden şiir okumaya davet etti.

Khalkedon Meydanına 'Edebiyat Atölyesi Şiir Kürsüsü'ne Hoşgeldin' yazılı pankartla birlikte şiirlerden alıntıların yazıldığı renkli kartonlar asıldı. Kurulan kürsüde, şiir okumak isteyenler için elle yazılmış şiirler sayesinde 7den 77ye Kadıköylüler şiirle buluştu. 


Serbest Şiir Kürsüsü, Edebiyat Atölyesi adına konuşan Sıla Öztürk'ün "Kürsümüz hepinize açık, hepinizi kürsümüze bekliyoruz. Ve kürsümüzden yükselecek şiirler, özgürlüğe tutkulu yüreklere gelsin diyoruz." sözleriyle başladı.  Devamında Nazım Hikmet'i "Bugün günlerden Nazım Hikmet! 54 yıl önce bugün sonsuzluğa yol aldı büyük usta. O gün bugündür sokak sokak özgürlüğün izini sürenlerin heybesindedir Nazım. Gücümüze güç, umudumuza umudumuza umut katar usta; sevgiden, özgürlükten tuğlalarla kurmaya çalıştığımız yaşamın harcındadır... Serbest Şiir Kürsümüzden Nazım Hikmet'e sonsuz selam ve sevgilerimizi iletiyoruz. Ve Nazım Usta'nın umutla söylediği gibi 'güzel günler göreceğiz çocuklar', buna bütün yüreğimizle inanıyoruz." sözleriyle anan Öztürk, kürsüyü şiir okuyacaklara bıraktı. 

Kürsüden Nazım Hikmet'in birçok şiirinin yanı sıra Ahmed Arif, Adnan Yücel, Turgut Uyar, Cemal Süreya,Yaşar Nezihe, Arkadaş Zekai Özger gibi şairlerin de şiirleri okundu. 

Küçük bir çocuğun Nazım Hikmetin Nikbinlik adlı şiirini okuması çevreden büyük alkış aldı.